25 Aralık 2015 Cuma

Annelik 10 ve 11. Ay

Epey ara verdim yine, oyüzden son 2 ayı beraber yazayım dedim. Bizimki öyle hareketlendiki, artık hiçbir şeye vakit bulamaz oldum. Hiç yerinde durmuyor, heryeri kurcalamak istiyor. Kendi tutunup kalkmaya başladığından beri hareketliliği ikiye katlandı. Ama bir okadar tatlılığı da arttı. Onu izlemeye hiç doyamıyorum. Bazen hala rüya gibi geliyor, bu benim çocuğum mu diyorum :) öyle boş boş izliyorum onu, hareketlerini, en çokta mimiklerini. Yüzünde her biri birbirinden tatlı birsürü ifade oluşuyor. Çok şükür ki mutlu bi bebek, sürekli ağlaması, huysuzluğu yok. Olabilecek en rahat anneliği yaşatıyor bana, ufak tefek zorlukları da olsun tabi.
Artık tek elinden tutup yürüyor. İlk seferde biraz zorlamam gerekti, kolayına geldiği için hemen kendini yere bırakıp emeklemeye başlıyor ama ben ısrarla oturtmadım ve yürümeye başladı. Tek elimizden tutuyor ama hiç güç almıyor bizden aslında, azıcık cesaret etse tutunmadan yürüyecek. Gün içinde artık sürekli yürütüyorum. Odaya götüreceğim zaman kucağıma almayıp yürütüyorum, tembellik yapmasın diye. Doğum gününe yürümüş olsun istiyorum ama olmayacak galiba. Bakalım.
Doğum günü için de ufaktan araştırmaya başladım. Henüz sadece araştırma yapıyorum, nasıl bi konsept olsa, ne hediye yapsam vs. Biraz hızlanmam lazım, 1 ay kaldı, günler çok çabuk geçiyor malum...
Son günlerde diş problemi başladı. İlk dişlerde pek sorun yaşamamıştık ama bu seferkiler biraz kök söktürüyor kuzuma. Gece hiç uyanmayan çocuk, yarım saatte bir ağlayarak uyanıyor, kucağımda zor susturuyorum. Rahatsızlık çektiği belli. Biran evvel çıksada kurtulsak artık. Yemekdüzeni de bozuldu. Herşeyi yiyen çocuk, en sevdiği çorbayı bile yemiyor, zorla veriyoruz. Umarm kalıcı huylar olmaz bu değişiklikler..

4 Aralık 2015 Cuma

Ispanaklı yoğurtlu çorba



Malzemeler;

Ev yapımı yoğurt
Ispanak
Pirinç
Tel şehriye
Et veya tavuk suyu
1 yemek kaşığı un
1 yumurta sarısı

Bir kenarda yoğurt, yumurta sarısı ve unu karıştırıyoruz. Tencereye pirinçlerimizi koyup hafif yumuşayana kadar bir miktar suda haşlıyoruz. Sonra içine ıspanaklarımızı, et veya tavuk suyumuzu ve şehriyeyi ekliyoruz ve bir iki karıştırdıktan sonra yoğurt karışımımızı yavaş yavaş  ekliyoruz. Ispanaklar yumuşayınca çorbamız hazır. Rondodan geçirmeye gerek olmuyor, içindekiler bebeğimizin yutabileceği yumuşaklıkta oluyor. 
Bebişlerimize afiyet olsun.

Elmalı kek


Oğluma epey kek tarifi araştırdım. Aşağı yukarı tarifler birbirine çok benzer zaten. Bebek için olunca, her malzemeyi kullanamıyoruz sonuçta. Bundan önceki denememde hüsrana uğramıştım. Kekin içi resmen sıvı hamur kalmıştı. Ama ikinci denediğim tarifte (tabi biraz değiştirdim tarifi kendimce) daha başarılı oldum. İçinde kabartma tozu olmadığından, biraz basık bi kek oluyor ama oğlum çok sevdi. Tadı da fena değil, içine elma koyup tatlandırdım ben. Ama isteğe göre, yedirirken üzerine pekmez de sürebilirsiniz.

Malzemeler;

2 yumurta
3 yemek kaşığı ev yapımı yoğurt
3 yemek kaşığı zeytinyağı
1 orta boy rendelenmiş elma
3 yemek kaşığı tam buğday unu
2 yemek kaşığı normal un 
1 çay kaşığı karbonat
1 yemek kaşığı limon suyu

Tarifte aslında keçiboynuzu özü de kullanmışlardı fakat 1 yaş altı çocuklar için önerilmediğinden, ben onun yerine un miktarını artırdım. Un olarak aslında bebeklere sadece tam buğday unu öneriyorlar fakkat, açıkçası sadece onunla yaptığım kek pek güzel olmadı. Bende iki unu karıştırarak yapmaya başladım. 
Öncelikle sıvı malzemeleri (yumurta, yoğurt ve zeytinyağı) çırpma teliyle karıştırıyoruz. İçine rendelenmiş elmayı ekliyoruz. Ardından, bir kenarda limon suyu ve karbonatı karıştırıyoruz. Sonra un ve karbonatı sıvı malzemelere ekleyip telle iyice karıştırıyoruz. Kıvamına göre un gerekirse ekleyebiliriz. Elma sulandırdığı için un miktarı biraz değişebiliyor. Zaten normal keke göre biraz daha akışkan bir kek hamuru oluyor. Daha önceden 180 dereceye ayarlanmış fırında 30 dk pişiriyoruz.
Bebişlerimize afiyet olsun ...:)

1 Aralık 2015 Salı

Çalışan anne bunalımı

İşte o gün geldi nihayet. Geldi gelmesinede, içimde bir hüzün bi duygusallıkki sormayın. Şu minnacık adamdan ayrılmanın bu kadar zor olacağını düşünmemiştim. Ki daha işbaşı yapmadım bile. Hayatımda 11 ayda ne kadar büyük yer edinmiş kendine meğer, ne kadar alışmışım ona. Çalışmayı herşeyden çok istiyordum ne yalan soylim. Evet, anne olmak, onunla 24 saatini geçirmek harika. Ama sadece anne olmakla yetinemeyenlerdenseniz (benim gibi) işte o zaman gelsin bunalımlı günler. Öyle etkiliyorki hayatını, hele de bebeğine ayırman gereken motivasyonunu... Her adımında, her gülüşünde, her yeniliğinde yanında olmaktan ne kadar mutluysamda, kumda kendime ait bir ayak izimin olmaması çok can sıkıcıydı. Evinin kadını, çocuğunun anası kadınlardan olamadım ben. Kariyer peşinde, çalışan anne olmak istedim hep.... İstedimde, şimdi niye bukadar duygusalım? Sanki oğlumu elimden almışlar da onu birdaha göremeyecekmişim gibi geliyor. Tüm gün yaptığı yaramazlıklardan, şebekliklerden bihaber olacağım. Eve geldiğimde uyku saati yaklaşmış, uyku huysuzluğuna bürünmüş, gündüzki enerjisinin büyük bir bölümü sönmüş bir yavrucak bulacağım. Buda beni haliyle çok üzüyor. Ve geçici bir süre değil, hep böyle devam edecek bu durum. Çalışmak için yanıp tutuşurken, bu açıdan hiç bakamamıştım duruma. O kadar bunalmıştımki işsizlikten, çalışınca oğlumsuz kalacağımı hesaba katamamıştım. Ama şimdi dank etti, ve hiçte iyi olmadı. 
Bakalm, zamanla alışacağım elbet, her çalışan anne gibi. Ama kolay olmayacağı kesin...

21 Kasım 2015 Cumartesi

Muzlu muhallebi



Yine kolay, ama ara öğün için güzel bir tatlı tarifi. Tabiki yetişkinler için biraz tatsız gelebilir ama bebekler için gayet uygun. İstenirse sonrasında içine pekmez katılıp tatlandırılabilir. Ben katmadım, muzun tadı yeterli geldi.

Malzemeler;

1 adet muz
1 yemek kaşığı pirinç
1 yemek kaşığı irmik
Su

Pirinç ve irmiği muhallebi kıvamına gelene kadar haşlıyoruz. Sonra ocaktan alıp içine ezdiğimiz muzu ilave ediyoruz. Bu kadar kolay :) 

20 Kasım 2015 Cuma

Balkabaklı ıspanak çorbası



Balkabağını daha önce tatlı dışında denememiş ve yememiştim. Ama oğlum için internette tarif ararken, balkabaklı çorbalar ilgimi çekti. Üstelik epey de faydalıymış. Bende hem evdeki malzemeyi değerlendirebileceğim, hemde daha besleyici olan bu tarifi yapmaya karar verdim. Gayette güzel, ailece yiyebileceğimiz bir çorba oldu. Aslında çorbadan çok yemek oldu diyelim. Çünkü ben suyunu biraz az tuttum, çok sulu yemek olsun istemedim. O şekilde oğluma yedirmek daha kolay oluyor. 

Malzemeler;

Balkabağı
Ispanak
İnce bulgur
Havuç
Kırmızı mercimek
Tereyağı

Ispanak dışındaki tüm malzemeyi tencerede haşlıyoruz. Yumuşamalarına yakın, iyice yıkanıp doğranmış ıspanakları ekliyoruz. Sebzeler iyice yumuşayınca altını kapatıp çatalla eziyoruz. İsteğe göre, bebeğin yaşına göre blenderdan da geçirilebir. Ben oğlum artık 10 aylık olduğu için fazla püre haline getirmiyorum yiyeceklerini. Son olarak içine tereyağı koydum, tat versin diye. Nede olsa bebeklere 1 yaşından önce tuz kullanmadığımızdan, tereyağı lezzet katsın istedim. Oğlumun çorbasını ayırdıktan sonra, bizimkine biraz tuz ekledim. 

Hepimiz afiyet olsun ...;)





19 Kasım 2015 Perşembe

Balkabaklı muhallebi




Epeydir, oğlum ek gıdaya geçtiğinden beri ona yaptığım tarifleri paylaşmak istiyordum. Ama malum, fotoğraf çek, yazı yaz, bunlar paçandan ayrılmayan bir minnak varken kolay olmuyor. Neyse, nihayet başlangıcı yapacağım bu yazımla beraber. İlk aylar çok alternatifli yedirmedim, hergün karışık sebze çorbası yapıyordum. Tabi çorbanın içeriği değişiyor, patlıcan dışında hemen her sebzeyı kullanıyorum. Hergün aynı olmasın diye kimi zaman kabak, kimi zaman yeşil fasulye, bezelye vs vs dönüşümlü olarak yapıp, blenderdan geçirip veriyordum. Artık blender çok kulanmamaya çalışıyorum, mümkün olduğunca pütürlü olsun, hem ona da alışsın hemde ses telleri için daha faydalı olduğunu söylüyorlar. Çatalla biraz eziyorum, bazen ona da gerek kalmıyor. 
Şimdilerde, ona özel çorba yapmak yerine ortak yiyebileceğimiz yemekler yapmaya çalışıyorum. Yemek dışında da aralarda atıştırmalık, biraz da tok tutacak şeyler yapmaya çalışıyorum. Bunlardan birisi de balkabaklı muhallebi. Hem çok faydalı, hem de tok tutacak bir tatlı. 10 aylık oğlumda denedim ve gayet severek yedi :)

Malzemeler;

1 dilim balkabağı
1 yemek kaşığı pirinç unu
1 yemek kaşığı irmik
Pekmez
Su

Öncelikle balkabağını iyice haşlıyoruz ve çatalla eziyoruz. Ayrı bir tencerede pirinç unu, irmik ve suyu muhallebi kıvamına gelene kadar kısık ateşte karıştırıyoruz. Kıvama gelince altını kapatıp içine balkabağı ve ağız tadımıza göre pekmez (balkabağıda tatlı olduğundan pekmez isteğe göre kullanılmayabilir. Benimki tatsız geldiği için ben ekledim) Eğer pekmez ekleyeceksek mutlaka piştikten sonra ekliyoruz. Çünkü pekmez kaynatılmaması, pişirilmemesi gerekiyormuş, yoksa zararlıymış. Ve muhallebimiz hazır... Bebişimize afiyet olsun :)



Bademli muzlu yoğurt



Öğlenleri bizim meyve saatlerimiz. Bazen meyveleri tek başına, bazen de karıştırarak veriyorum. İlk denediğim meyveleri mümkün olduğunca tek olarak vermeye çalışıyorum ki tadını öğrensin. 
Bizim ufaklığın yoğurt problemi var, herşeyi seviyor ama yoğurdu bir türlü sevdiremedim. Bazı zamanlar yiyor ama çoğunlukla yediremiyorum. Bende oyüzden yiyeceklerine karıştırıp veriyorum bazen. Bazen de ayran yapıp içiriyorum, yeterki bir şekilde yoğurt midesine girsin. Bu tarifim de yoğurt yedirmek için iyi bir yol.

Malzemeler;

1 adet muz
1-2 tatlı kaşığı ezilmiş badem 
1-2 adet organik bebek bisküvisi (ev yapımı tercih edilir)
Yoğurt

Muzu çatalla eziyoruz ve diğer malzemelerle karıştırıyoruz. Epey doyurucu oluyor. Bademleri ben önceden hazırlayıp kavanozla buzdolabında saklıyorum. Böylece meyvesine katacağım zaman hazır oluyor. Ayrıca fındık, ceviz ile karıştırarak daha da besleyici hale getirebiliriz. Bisküviyi de evde yapılmışı tabiki daha faydalı ve sağlıklı olacaktır. Ben burada Hipp markanın organik bisküvisini kullandım.  Bebişlerimize afiyet olsun :)

30 Ekim 2015 Cuma

Annelik 9. Ay - Nihayet dişimiz çıktı



Sonunda... Aylardır ha çıktı çıkacak diyorduk, bu çocuk erken diş çıkaracak dedik dedik, geç kaldı neredeyse. Ama çıktı çok şükür. Yemek yedirirken kaşığın metal sesi gelince bi şüphelendim ama üzerinde durmadım. Ertesi gün annem bakınca ''aa dişi çıkmış'' dedi, nasıl sevindim :)) tabi daha ucu var sadece, iyice belirgin hale ne zamana gelecek bakalım. Bir an evvel dişleri çıksın da her şeyi yiyebilsin, kemirsin istiyorum. Artık sabahları arada eline salatalık ve ekmek veriyorum, kendisi yemeye çalışıyor. Ama bazen oyuna verip, ekmeği parça pinçik edip yere atmıyor değil :) Doktor artık mevsimi olan her şeyi verebilirsin dedi. Yalnız, patlıcan, reçel, bal gibi şekerli şeyler ve tuz hariç. Bende ufak ufak bizim yediklerimizden tattırmaya çalışıyorum. Artık ona özel yemek yapmaktansa, kendimize yaptığımız yemeklerden vermeye çalışıyorum. Her gün mutlaka sebze çorbası yediriyorum. Haşladığım et sularını da buzlukta biriktirip çorbasında kullanıyorum. Haftada en az 1 kez de balık yediriyorum, bazen balığı direk yediriyorum, bazen çorbasına katıyorum. Çok şükür, yeme problemimiz yok hiç, ne versem severek yiyor. Ama hala yoğurdu sevdiremedim. Peynire de biraz alışmaya başladı. Ama peyniri biraz suda bekletiyorum, hem yumuşuyor hemde tuzu gidiyor, o şekilde seviyor. Bazen de kendi yaptığım lor peynirden veriyorum.  


Bu aralar 'anne' gibi şeyler söylemeye başladı. Kucağıma alayım diye paçama tutunup ağlarken 'annanna' diye söyleniyor. Herhalde artık biraz bilinçli olarak söylüyor olmalı. Konuşacağı günü iple çekiyorum, en çok istediğim şey onun ağzından kurulmuş cümleler duymak. Ses tonu öyle tatlı ki, ne sevimli konuşacak kimbilir. 

Bu ay sağlık ocağında kan tahlili yapıldı. Hastaneler normalde yaşını bekliyormuş fakat sağlık ocağı 9 ayda bakıyormuş, demir noksanı varmı diye. Ben demir ilacını pek düzenli vermiyordum, çünkü doktor tahlil yapmadan, ihtiyacı olup olmadığını bilmeden vermişti ilacı. Bende isteksizdim oyüzdende bilinçaltımda hep unutuyordum vermeyi :( ama yapılan tahlilde demiri biraz düşük çıkınca gönül rahatlığıyla ilacı düzenli şekilde kullanmaya başladım. Oğlumun vitamin eksiği olması beni üzdü tabiki, ilacı düzenli vermediğim için kızdım kendime. Onun gelişimi için gereken herşeyi yapmalıyım nede olsa. 

Oğlum emeklediğinden beri ev savaş alanı. Her oda ayrı dağınık, o uyumadan da toplayamıyorum. Oyuncaklarını yalnızca odasında dağıtsın istiyorum ama bunun için benimde orda oturmam lazım. Mutfağa veya oturma odasına gidersem o da oraya geliyor. Busefer oraları dağıtıyor. Yastıklar yerde, oyuncaklar her odaya saçılmış, mutfakta çekmeceler karıştırılmış, içleri dağıtılmış... Bir de kapı merakı başladı. Sürekli kapılarla oynuyor, kapatıyor ve sonra içerde kaldı diye ağlamaya başlıyor :) eli sıkışacak diye korkuyorum, sıkıştıda zaten. Banyoya girmesin diye kapıyı kapatıyordum, o da elini menteşe tarafına koymuş ve ben farketmedim. Kapıyı kapatmaya kalkınca eli sıkıştı. Öyle can acısıyla ağladı ki, içim parçalandı, epey kötü oldum. İnsan bazen nereden ne geleceğini bilmiyor. Çocukluyken 2 kat fazla dikkatli olmak gerekiyor gerçekten. Bundan sonrası daha da zor olacak belliki...

20 Eylül 2015 Pazar

Annelik 8.ay - Çok sosyal bi oğlum var benim


Girdiği her ortamda dikkat çekmeyi, kendini sevdirmeyi başarıyor. Bazen ben bile şaşırıyorum, bu çocukta ne var bu kadar da yolda görenler bile durdurup seviyorlar diye. Evet oldukça tatlı, sempatik ama onun her halini birebir yaşadığımız için biliyoruz o sevimli hallerini. Dışarıdan bakınca öyle normal güzellikte bir çocuk aslında. Tabiki bize dünyanın en güzel çocuğu gibi geliyor. Ama her gören bir kez daha dönüp bakınca, bu çocukta çekici birşeyler var diyor insan. Tabi bunda herkese mavi boncuk dağıtmasının etkiside oldukça büyük. Herkese gülücük saçmalar, tatlı tatlı incelemeler, şen şakrak kahkahalar... Durupta sevmemek elde değil galiba. Özellikle çocuk gördüğü zaman iletişime geçmeye çalışıyor. Ama karşı taraf çoğunlukla onun kadar sıcakkanlı çıkmıyor :) Çok şükür, insanlardan kaçan, başkasını görünce annesinin dibinden ayrılmayan, ağlayan, suratsız çocuklardan olmadı bizimki. Umarım biraz daha bilinçlenince de bu huyu değişmez.

Emekleme hızında son noktaya ulaştık ama hala tutunmadan yürümeye cesaret edemiyoruz. Evin içinde onu yakalamak mümkün değil artık, emeklemek bir yandan, düz duvara bile tutunup kalkıyor, sıralıyor artık. Özgürce her istediği yere gidebiliyor, o yüzden yürütece de artık binmekten hiç hoşlanmıyor. Yürüteç onu kısıtlıyor, onunla her yere giremiyor tabi :) 

Oturmadan yürüyecek bu çocuk diyordum ama emeklemeye başlayınca artık kendi kendine oturmaya başladı nihayet. Bazen (eğer gözünün önünden ayrılmazsam) kendi kendine oturup oyuncaklarıyla oynuyor. Ama ne zaman ben odadan çıkmaya kalkarsam elindeki her şeyi atıp peşime koşuyor. Ondan ayrı hiçbir şey yapamıyorum anlayacağın :)

Bu ay doktorumuz kahvaltıya başlattı. Tuzsuz yağsız beyaz peynir, haşlanmış yumurta sarısı ve tam buğday ekmeği. Ama peynir yedirmekte zorlanıyorum. Doktor labne yedirebilirsin demişti, onu yediriyorum. Aslında labnenin pek faydalı olduğunu düşünmediğimden, normal peynir vermek istiyorum ama sevmedi. Bakalım, zamanla alışır belki. Artık sabahları birlikte kahvaltı yapıyoruz. Masada bizimle oturup yeme alışkanlığını şimdiden edinsin istiyorum. Tabi bir süre sonra sıkılıyor oturmaktan, benim de kahvaltım haliyle erken bitmiş oluyor :) 

Son zamanlarda çığlık atma huyu edindi. Sürekli çığlık çığlığa, sesini mi tanımaya başladı, keyif mi veriyor bilemiyorum ama hoşuma da gidiyor :) onda yeni olan her şeyi seviyorum, beni hiç rahatsız etmiyor. İstediği şey olmayınca da sinirleniyor artık, afacan :)) işte o zaman biraz baş ağrısı olmuyor değil. 
Günler çok hızlı geçiyor, hele şimdi emeklediği için günün nasıl geçtiğini hiç anlamıyorum. Ne zaman yürüyecek acaba???

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Annelik 7. Ay - Emekliyoruz, kolaysa yakala artık :)


                                             
    


Evet aynen öyle. Peşinden koşturma dönemi artık başladı, vah bana vah :) yok yok öyle kötü bir durum değil, tersine, çok heyecanlı ve çok izlenesi bir durum. Beni yoruyor olması umurumda değil, hayatında bu büyük adımı atması beni çok mutlu ediyor. Artık biraz daha özgür, ve kendine biraz daha güveniyor, ve daha cesur, ve daha istekli... Bir anda öyle hız kazandı ki gelişimi, herşey çok hızlı ilerliyor. Dizlerinin üzerine kalkmasının üzerinden sadece birkaç gün geçmişti ki bir sabah gözümü bir açtım emekliyor. Arkadan onun emekleyişini gördüm ya, o popoyu ısırmak geldi içimden :) Emeklemeye başlamasıyla evin heryerini karıştırmaya başlaması da bir oldu tabiki. Hemen sehpalar ortadan kaldırıldı, dolap üstleri boşaltıldı, saksılar masaya kaldırıldı, çekmece kulpları çıkartıldı... Bir takım önlemler anlayacağınız işte. Ona zarar verebilecek herşeyi kaldırmaya çalıştım. Öyle kısıtlamak istemiyorum, sürekli elinden tutup çekmek, biryere gitmesini engellemek istemiyorum. Oyüzden güvenlik önlemlerini alıp evin içinde serbest bırakmayı tercih ediyorum. 
Emeklemesinin hemen ardından tutunup kalkması da gecikmedi. Evde bulduğu heryer onun için potansiyel tutamaç oldu artık. Onun için de yine köşe koruyucular takmıştık heryere ama hiç işe yaramadılar. Özellikle onlar ilgisini çektiği için oralara gidip onları sökmeye ve ısırmaya başladı. Oyüzden pek tavsiye etmiyorum, test edildi ve işe yaramadığı onaylandı :)
Bu ayki kontrolümüzde kilo almadığını öğrendik, sadece 90 gr almış. Oyüzden doktor gece yatmadan Aptamil içirebilirsin dedi. Son günlerde gece sık uyanmaya başlamıştı, doymadığından kalkıyor olabilir diye düşündüm ve vermeye başladım. Ama hiç sevmiyor, zorla içiriyorum. Aslında gerekte yok, uyanması onla alakalı değilmiş, muhtemelen dişten dolayı huzursuz. Sürekli yüzünü kulaklarını ovuşturması da dişle alakalıymış, bende neden gözlerini oyacak gibi ovuşturuyor diye merak ediyordum. Dişlerimiz çıksada rahatlasak artık, kuzum çok huzursuz oluyor. 
Bu ay doktorumuz ek olarak yoğurda başlattı. Ama bizimki pek istekle yemiyor, zorla yediriyorum. Onun dışındaki gıdalarda pek sorun yaşamıyoruz, bizimkinin iştahı yerinde. Yoğurt içinde bir yol bulacağız artık.
Son zamanlarda bana fazla düşkün olmaya başladı. Sürekli peşimden ayrılmıyor, yanından ayrıldığım anda ağlamaya başlıyor, başkasının kucağında gülüp eğlenirken beni görünce ağlayıp kollarını uzatıyor alayım diye. Neden bu kadar düşkün oldu anlamadım, sürekli kucağına alan biri değilim aslında ama kendisi birden anakucakçı oldu. Bütün gün gözünün önünde durayım istiyor. Yerde oturayım sürekli tepeme tırmansın, kucağıma çıksın... Çok tatlı ne diyim :) 
Artık evde hiç bir şey yapamaz oldum. Hem emeklemesi hem bana düşkünlüğünden ötürü hiç tek başına bırakamıyorum. İşlerimi o uyurken yapayım desem o da olmuyor. Artık öyle 2-3 saat uyumuyor, bazen yarım saatte uyanıyor. 
Gittikçe onla hayat ufak ufak rayına otururken, kendime ayırabildiğim zaman dahada azalıyor. Epeydir hobilerime dokunamadım, ev işlerini tam olarak yapamıyorum... Ama o daha da şirinleşiyor ve ben ona daha da aşık oluyorum :))

16 Ağustos 2015 Pazar

Annelik 6. Ay- Sancılı diş süreci mi başladı yoksa?


                          
    
6 ay da doldu işte. Kırkıydı 3 ayıydı derken 6 ayımızı da doldurduk. Hem bazı şeyler daha iyiye giderken bazı şeyler daha da zorlaşıyor büyüdükçe. Ama ne kadar zorlaşsada, oğlumla iletişimimiz kuvvetlendikçe, o hayatı anlamaya başladıkça, öğrendikçe ve her öğrendiği şeyi gözlemledikçe, varlığı çok daha vazgeçilmez oluyor. Onun hayatı, her yeni adımıyla renklendikçe, bizim hayatımız da bir okadar renkleniyor. 

Çocuk evin neşesi derdim hep, öyle gerçekten. Verdiği tepkiler, yüz ifadeleri, tavırları öyle tatlı ki, bütün gün izle ve eğlen. Hatta öyleki, eşimle kendi aramızda onu taklit edip gülüyoruz arkasından :) Her bebek bu kadar tatlı, sempatik, eğlenceli midir bilmiyorum, hiç her halini yaşadığım bir bebek olmadı çünkü. Belki kendi çocuğum diye öyle geliyor, belki gerçekten yüksek bir enerjisi var... Her şekilde, ona tapıyorum...

Oğlum daha karnımdayken, çok hareketli olacak galiba diyordum, doğdu eller kollar sürekli kıpır kıpırdı, daha da hareketlenecek galiba dedim, dönmeye başladı ve artık döne döne odanın bir köşesinden diğerine gider oldu. Bir saniye gözümün önünden ayıramaz oldum. Bu aya kadar onu halıda bırakıp işlerimi yapabiliyordum, ta ki ağlayana kadar. Ancak artık sürekli gözönünde tutmak gerekiyor. Halıya bırakıp 2 dk mutfağa gidiyorum ve geldiğimde ya masanın altından, ya saksının dibinden yada koltuğun altından topluyorum çocuğu :) yerleri yalamasa, elleriyle pislikleri toplamasa gezinsin istediği gibi ama içim rahat etmiyor işte. Ne kadar silip süpürsemde o hijyeni sağlayamam gibi geliyor. Daha henüz desteksiz oturtmayı başaramadık beyfendiyi, oturup oyuncaklarıyla oynar ümidiyle bekliyorum hala. Ama nerdeee. Bizim küçük adam oturmadan yürüyecek sanırm. Ben oturtmaya çalıştıkça o ayakları uzatıyor ayakta durmak için. Acelesi var anlaşılan. Önceden yatmak istemezdi oturmaya çalışırdı, şimdi oturmak kesmez oldu. Nasıl öğreteceğim bilmiyorum. Aslında işine gelince oturuyor ama okadar meraklı, etrafıyla okadar ilgiliki, yaramazlık peşinde etrafa saldırmaktan poposunun üstünde duramıyor. Bakalım nasıl yapacağız :) zaten etrafa ilgisi her geçen gün dahada artıyor. Ondan mıdır, gündüz uykuları çok azaldı. Öğleden önce 1.5-2 saat, bide öğleden sonra 2 saat uyuyor okadar. Gece uyku saatini de kendi kendine 20.30-21.00 arasına çekti. Ben 8.de yatağına koysamda o saatinden önce uyumuyor, yatağın içinde 360 derece tur atıyor, epey süre tepiniyor ondan sonra uyuyor. Artık klasik müzik açıyorum her gece onda uyutmaya alıştırdım, böylece her sese uyanmıyor. 

Bu ay kontrolümüz bizim için önemli idi, malum ek gıdalara geçiş ayı. Hoş, biz daha evvel doktordan gizli başlamıştık ufaktan ama artık düzenli şekilde başladık. Bu ay 2 öğün verdi doktorumuz, çorba ve meyve öğünü. Çorba için önce patates havuç ve pirinç, sonra içine kabak, sonra da kıyma ekletti. Tabi her yeni gıda için 4 gün süre verdi, eğer olurda birine alerjisi oursa ne olduğunu anlayabilelim diye doktorlar her yeni gıdayı 3-4 gün verin öyle diğerine geçin diyorlar. Meyve olarakta kırmızı elma, şeftali ve havuç verdi. Mümkün olduğunca cam rendeden geçirip verin, ama püreyi istemezse suyunu da sıkabilirsiniz dedi. Evet, pürede sorun yaşadık gerçekten, lifleri ağzına geldikçe öğürüyor çocuk. Elma ve şeftaliyi pek sevdiğini söyleyemeyeceğim :( ama çorbaları sevdi, kıymalıyı bile :) Arada su da veriyoruz artık, malum hem çok sıcak hemde katı gıdalar yiyor çocuk, ama suyu da pek içmek istiyor denemez, neyse ona alışacak elbet.

Geceleri ne zaman kesintisiz uyuyacağını, emzirmem gerekmeyeceğini sordum doktora. Ben oğlum uyurken gece 3-4 gibi emziriyordum hep. Doktor kendi uyanmıyorsa emzirme, o ilk aylardı gece emzirmesi gerekliydi, şuan kesintisiz uyuması lazım dedi. Bende tamam dedim, çocuk zaten uyanmıyordu, ben uykusunda emziyordum, artık kesintisiz uykular başlasın dedim. Demez olaydım, o gece itibariyle çocuk 4-5 kez kalkar oldu. Ama nasıl kalkmak. Normalde uyandığında kendi kendine konuşur, yatağın içinde tepinir ancak epey süre kimse gelmezse mızmızlanmaya başlardı, ağlayarak uyanma huyu yoktu. Ancak artık gece hep ağlayarak kalkıyor, emzik veriyorum almıyor, sürekli gözlerini oyacak gibi ovuşturuyor. Gece hiç emzik vermiyordum, uyandığında kucağıma almam gerekmiyordu fakat artık huy değiştirdi çocuk. Genelde ilk aylar böyle olur, 4-5 aydan sonra düzene girerdi gece uykuları, herkes öyle diyordu. Ama bizimki 6 aydan sonra huy değiştirdi. Hastamı diye düşündük, veya çok sıcaktan uyuyamıyor dedik ama sanırım diş huysuzluğu olmalı. Sıcak olmadığı zamanda aynı şekilde oldu, ozaman dedim bu diş olabilir. Bakalım bir dahaki kontrolde doktora bunu soracağım. Umarım tek sebep odur, çocuğun gece uyanmayı adet edinmesini istemiyorum, beni çok etkiliyor gerçekten. Saat başı kalkar oldum artık, sabahları sersem gibi oluyorum. 

Yürüme hazırlıkları epey hızlandı, köpek pozisyonuyla başladı önce, ayın sonlarına doğru dizleri üzerinde durmaya başladı. Epey hırslı bu konuda, yere bıraktığım anda yüzüstü dönüp, el ve ayakları üzerinde kalkıyor. Sabahları çok komik oluyor, uyanır uyanmaz daha gözü bile açılmadan dört ayak kalkıyor ve kapıya çeviriyor başını. Gözü sürekli kapıda, biri gelsin alsın diye. Yatağın kenarları yüksek olduğu için başını iyice havaya kaldırıp bekliyor öyle, birimizi gördüğü anda ağzı kulaklarına varıyor resmen :) 

Epeydir yürüteç araştırıyordum, kararsızdımda açıkçası. Ama dedesi bize süpriz yapıp yürüteç almış, Chicco nun aşağıdaki modelini. Ben daha ufak daha basit birşey almayı düşünüyordum ama oğluş bunu çok sevdi. Henüz manevra yapamıyor ama dümdüz gidiyor. Zaten çocuk ayakta durmak için çıldırıyordu, yürüteç çok iyi oldu.

                           
    

Bu ay yüzleri ve ayakları keşfetti bizimki. Sürekli yüzümüzü okşuyor, tabi okşamayı tam beceremediği için çimdikliyor desek daha doğru olur, özellikle emzirirken elleri hep yüzümde. Çok hoşuma gidiyor, ne kadar canımı yaksada:) Bir de halıya bırakıyorum ya sürekli, ayak görünce hemen ona yöneliyor, hareketli diye ilgisini çekiyor olmalı.

Yarım yaşımız öyle böyle doldu işte. 






21 Temmuz 2015 Salı

Annelik ve 5. Ay

                    


Oğlum 5 aylık oldu. Bu ay benim için epey yoğun geçti, çalışınca zaman ekstra hızlı geçiyor. Tüm vaktimi oğluma ayırmak istiyorum ama işler güçler malesef engel oluyor. Oğluşta gün geçtikçe daha tatlı oluyor. Sürekli oyun istiyor, ilgi bekliyor. Bir de hareketli ki sorma, hala hiperaktif olabilir mi diye düşüncelerdeyim. Ağlarken bile gözü dört dönüyor etrafta. Ayakta durabilse etrafı dağıtacak. Yürümeye başladığında bizi epey yoracak gibi görünüyor. 
Bu arada epey ayaklarını basar oldu. Oturmaya başlamadan yürüme heveslisi. Yatırmayı bırak oturmak bile kesmiyor onu artık. Ben oturtmaya çalışırken o hemen ayaklarını basıyor. Biraz destekle ayakta durmayı da başarıyor. Herkes erken yürüyecek diyor, bakalım. 
Son zamanlarda -ba ba ba, -be be be gibi heceler çıkarmaya başladı. Ama aralıksız konuşuyor, bütün gün bunları dinliyoruz, neyseki öyle tatlı bir ses tonu varki, insan bütün gün konuşsun istiyor. 
Doktorumuz 6. Aydan önce ek gıdaya izin vermedi ama biz yinede veriyoruz. Daha doğrusu ben pek istemiyorum, malum uzmanların çoğu verilmesine karşılar. Ama kayınvalidem veriyor, bende sesimi çıkaramıyorum. Sonuçta çocukla daha çok ilgilenen o. Şimdiye kadar kayısı mandalina ve elma verdik, gayet güzel yedi. Bu ara tarhana çorbasına başladık, pek beğeneceğini düşünmemiştim ama onu da sevdi. Yalnız yoğurdu sevmedi şimdilik. Zorla yiyor ama onu da alıştıracağız elbet. Bakalım 6. Ayında doktor neyle başlatacak. Bizim zaten başladığımızı bilmiyor, daha evvel söylediğimde kızmıştı vermeyin diye :) 
Tükürük durumu da devam ediyor, bazen azalıyor bazen artıyor. Ama oğluşum sürekli tükürük püskürttüğü için her tarafı ıslak geziyor. Nereden öğrendiyse son günlerde püskürtme olayı başladı, sanki yeterince tükürük saçmıyormuş gibi. Dişten henüz haber yok ama ne bulsa ağzına götürüyor. Herhalde kaşınıyor olmalı. Diş kaşıyıcısı alayım diyorum ama çoğu kişi pek tavsiye etmiyor, çoğu bebek almıyormuş ağzına diye. Yinede denemekte fayda var.
Dahada hareketlendi dedim ya, gündüz uykusuda epey azaldı haliyle. Yatağa koyuyoruz, yerinde durmuyor ki mayışıpta uyusun. Çılgın gibi, dönmeyi de öğrendi artık hiç durmuyor, bir sağ bir sol... Çok zor uyutuyoruz anlayacağın. Neyseki gece uykuları hala iyi. Ama artık 8.5-9 arası uyuyor ancak. Önceden 7.30 gibi yatağa götürürdük, en geç 8. de uyumuş olurdu. Şimdi 8 gibi götürüyorum ama uykuya dalana kadar 9.u buluyor bazen. Sabahları da 6-7 arası uyanıyor çoğunlukla.   
Bizimki daha tam oturmaya bile başlamadı ama oturağa alıştırıyoruz onu şimdiden. Hergün birkaç dakika oturtuyoruz, çoğunlukla kaka veya çişini yapıyor ama tabi tesadüfen denk geliyordur. Yine de şimdiden alışması iyi oluyor, ilerde oturaktan korkmaz böylece. 
Havalar ısınınca artık sıklıkla dışarı çıkartır olduk ama fena alıştı sokaklara. Hiç eve girmek istemiyor. Tabi alışması işime geliyor, böylece eve kapanmak zorunda kalmıyoruz :) Birde yürüse, onunla sokaklar daha keyifli olacak, ama evde de hiç durmayacak, bakalım birdahaki ay bizi ne süprizler karşılayacak :)

16 Haziran 2015 Salı

Annelik 4. Ay - Yoksa hiperaktif mi oğlum ..


                       

Oğlum daha karnımdayken çok hareketliydi, doğduktan sonra da devam etti. Ve gün geçtikçe daha da artıyor, daha şimdiden zapt etmekte zorlanıyorum. Koyduğum yerde durmuyor, hep oyun peşinde, hep gözü dört bir tarafta, eli kolu ayrı yerde... Ama bir okadar da tatlı bu halleri :)

Minik oğlum 4 aylık oldu, 1 ayı ne zaman dolacak, kırkı ne zaman çıkacak, 3 aylık olsunda rahatliyim.... Derkeeen 4 ayı da bitti işte. Ve gerçekten 3 aydan sonra epey rahatlıyormuş insan. Yeni zorluklar eklense de, hayatın kolaylaşan kısımları daha baskın. Oğlumla artık birbirimizi daha iyi tanıyoruz, birlikte daha verimli zaman geçiriyoruz ve bir okadar da daha şımarıyoruz. Beni görünce şımarmaya, kendince oyunlar yapmaya başladı. Sürekli gülücük saçan bir çocuk değil, biraz ciddi bizimki, ama bizleri görünce sürekli sırıtıyor. Bazen yolda sevmek isteyenlere de gülücüklerini esirgemiyor. Artık ilgi gördüğünü farketmeye başladı, ilgiye karşılık veriyor.

Eskiden zannederdim ki, çocuğa her bir şeyi biz öğretmek zorundayız, tutmayı, dönmeyi oynamayı vs,. Biz göstermeden o nasıl bilecek derdim. Ama öyle değilmiş. Bunlar hep içgüdüsel şeylermiş, çocuk kendi kendine, zamanı geldikçe öğreniyormuş zaten. Bu ara bizimki dönmeyi öğrendi. Artık koyduğum yerde kalmıyor, yuvarlanıp duruyor. Yüzüstü dönüyor ama döndüğünde de 'yüzüstü durmak istemiyorum' diye mızmızlanıyor. Öyle tezat bir durum yaşıyor kendi içinde ;)  Koltukta zaten doğduğundan beri hiç yalnız bırakmadım, hep hareketli olduğundan düşme korkusu vardı içimizde. Ama şimdi gözümün önündeyken bile koltukta korkuyorum. 

Artan hareketlilik, uyutma güçlüğünü de yanında getirdi. Kolları bacakları hiç durmuyor ki azıcık mayışıpta uyku moduna geçsin. Biraz mayışır gibi olunca da bu sefer kendine ninni söylemeye başlıyor. İşte o moda girdimi uyuyacağını anlıyorum :) Zaten artık gündüz uykuları giderek azlıyor. Uykusu varsa uyutmak zor olmuyor ama yoksa -ki artık daha geç geliyor uykusu- uyutmak imkansız. Oyüzden uykusu gelmeden yatırmaya zorlamıyorum. Zaten kendi kendine de çok güzel vakit geçiriyor oğlum. Sürekli onunla oynamak zorunda kalmıyorum, bu da daha az yorulmamı sağlıyor. Oyuncaklarla epey oynamaya başladı artık. Tabi eline ne versek ağzına götürüyor. Buarada, artık gündüzleri de kendi yatağında uyumaya başladı. Böylece tamamen odasına yerleşmiş oldu. İlk başta kısa uyuyup uyanıyordu ama zamanla yatağına alıştıkça uzadı yatağındaki uyku süresi.

Büyüdükçe hayatım biraz daha düzene giriyor. Dışarıda vakit geçirmeye alışması çok önemli gerçekten. İlk zamanlar hemen sıkılıp ağlıyordu, pek dayanamıyordu ama artık daha uzun saatler dışarıda zaman geçirebiliyoruz oğlumla. Havalar da ısındıkça gezmelerimiz artacak haliyle. 

Biz ufaktan meyve suları vermeye başlamıştık geçen ayın sonlarına doğru. Bu ay doktor kontrolümüzde onu sordum doktorumuza, fakat azarlandım. 6 ay olmadan vermemeliymişiz, sindirim sistemi daha tam gelişmemişmiş, kendisi söylemeden biz bişe vermemeliymişiz... Zaten içimde şüphe vardı, doktor öyle söyleyince vermekten vazgeçtim. Tabi kayınvalidem yine içi rahat etmeyor, arada veriyor. Erken alıştırmazsak sonradan zor olurmuş diyor. Kime göre hareket etmeli bilemedim. Belkide kendi iç sesimi dinlemeli, oğlumun işaretlerini dikkate almalıyım... Bilemedim.

Oğlum çok geveze... Bebeğin de gevezesi oluyormuş gerçekten. Bir konuşmalar, bir mırıldanmalar... Özellikle sabah uyandığı zaman bi saat kendi kendine yatağında konuşuyor, gülüyor, deli deli hareketler işte. Biz de telsizden dinliyoruz tabi. Artık o uyanıkken de uyumaya alıştım. Ağlamak üzere olduğu zaman gidiyorum yanına. Ama ozamana kadar kendi haline bırakıyorum. Hem kendi kendine oynamayı öğreniyor hemde ben azıcık kestirmiş oluyorum. Tabi kulağım hep onda. Sabah halleri inanılmaz tatlı oluyor. Saat 6.30-7 civarı uyanıyor genelde. Epey konuştuktan sonra sıkılıp biraz mızmızlanmaya başlayınca gidiyorum yanına. Beni görür görmez kahkaha atmaya ve deli gibi tepinmeye başlıyor. Öyle mutlu bir hali oluyor ki, bayılıyorum sabah enerjisine. Bende de azıcık enerji olduğu zamanlar demeyin keyfimize.

Çok tatlı hallerinden biride, beyimiz ayaklarını keşfetti. O tombik ayaklarının ne kadar tatlı olduğunu, tam yemelik olduğunu o da keşfetti artık. Sürekli ayaklarını ağzına götürüyor. Engelliyorum ama o halini izlemeye de bayılıyorum.
Her hali ayrı tatlı, ayrı eğlenceli. İnsan keşke diyor, başka hiçbir işim olmasa da sadece onu izlesem, o an herşeyi unutuyorum onunlayken. Sanki dünya sadece ondan ibaretmiş, tek derdim onun mutluluğuymuş gibi oluyor.
Anne olmak gittikçe daha da güzelleşiyor...

27 Nisan 2015 Pazartesi

Annelik 3.Ay-Hayat düzene giriyor




3 ayı devirdik. Zaman hiç dur durak bilmiyor, son sürat akmaya devam ediyor. Ama zamanın hızına memnun değilim desem yalan olur. Oğlum zamanla daha tatlı, daha ilgili, daha farkında oluyor. En önemlisi de gün geçtikçe ondan aldığım geri bildirimlerin artması, bağlarımızın kuvvetlenmesi.

Artık düzenimiz epey oturmuş durumda. Ağlaması 3 ayın dolmasıyla biranda kesildi, ne oldu da pat diye kesildi anlamadım :) ama bu ayın en güzel gelişmesi bu oldu. Ağlaması beni ne kadar etkilemiyorduysa da, onun tüm gün ağlamasını tabiki istemiyordum. Bebek bu, tabiki ağlayacak ama yinede insan kıyamıyor kendini o kadar harap etmesine. Ağlamasında ki azalmanın uyku düzeniyle de alakası var sanıyorum. Artık uykuları daha düzenli, daha uzun süre ayık kalıyor ama uyutmaya çalışırken de eskisi gibi ortalığı yıkmıyor. Uzun süre uyumayınca yoruluyor ve haliyle uyuması daha kolay oluyor. 
Bir ara not tutmaya başlamıştım, uyku ve emzirme saatlerini. 3 saat uyku, 1-1.5 saat uyanık, sonra yine uyutuyordum. Bu düzeni, oğluma kendi başıma bakarken kurmuştum. Tek baktığımda daha düzenli oluyor, ama annemlerde düzeni bozuluyor maalesef. Hem ortam değişikliği, hem ilgilenen çok insan olması, hemde ağlamasına dayanamamaları derken ister istemez benim kontrolümün dışına çıkıyor. O yüzden artık kendi evimizde, tek başıma bakmaya çalışıyorum mümkün olduğunca. Evimizde kalmaya başlayınca ana kucağında yatırmaya başladım. Beşiğe olan bağımlılıktan kurtulmak istiyordum -ki zorda olmadı. İlk günden onda daha güzel uyumaya başladı. Ama geceleri yine beşiğe alıyordum başlarda. Beşiği sallamadan, emzirip ona yatırıyordum. Gece uykusuna o zamanlar 9-10 arası yatıyordu, gece 1-2 arası hafif hareketlenmeye başlayınca emzirip tekrar yatırıyordum. Ama 3. Ayın ortalarında, gece yatağına koymaya başladım. Odasında beşikte yatarken, bende aynı odada koltuğa kıvrılıyordum ve artık bel ve boyun ağrısına dayanamaz oldum. Yatağımda yatmaya ihtiyacım olduğu için onu da geceleri bizim yatak odamızdaki yatağına koymaya başladık, onu da yadırgamadı benim tombişim. İlk 1-2 gün sürekli kalkıp bakıyordum ama sonra her sesinde kalkmamaya da alıştım. Kendi kendine uykuya dalabilmeyi öğrenmesi gerekiyor, zaten çıkardığı sesleri genelde rüyasında çıkarıyor. Gece hiç uyanıpta ağladığı olmadı çok şükür (nazar değmesin! )  Bir kaç gün o şekilde uyuduktan sonra yatağını odasına taşıdık, bir de telsiz aldık ve artık odasında yatıyor kuzu. İlk gün o yatağında, ben yine odasındaki koltukta uyuduk tabi, hemen ayrı yatırmak istemedim. Ama ondan sonra artık o odasında yatıyor, bizde telsizden onu dinliyoruz. Aslında onu bu kadar erken odasına ayırmayı düşünmüyordum,  1 sene bizim odada yatar diyordum, bunun önemli olduğunu düşünüyordum fakat şartlar ayırmayı gerektirdi :) iyi de oldu, şimdilik iyi gidiyor . Zaten gece uyandığı saatler belli, öyle olmasa ayırmak istemezdim. Şu anki uyku düzeninde; akşam 7.5-8 gece uykusuna yatış, 11 gibi uykusunda emziriyorum, gece 3 gibi -yine çoğunlukla uykusunda ama bazen kendi uyanıyor- emziriyorum ve sabah 4.5-5 gibi uyanıyor (maalesef o kadar erken ) bende o saatlere alarm kurdum, olurda uyanamazsam diye. Ama kendisi de zaten o saatlerde sanki alarm kurmuş gibi kıpırdanmaya başlıyor, telsizden sesini duyunca hemen gidiyorum yanına. Bu arada aldığımız telsizden çok memnun kaldım,Gigaset marka (resmi aşağıda) boyutları minik ama işlevi oldukça iyi. En ufak nefes alışverişini bile duyabiliyorsunuz isterseniz. Hassaslık ayarı var, onu açınca her sesini duyuyorsunuz, kapatınca da sadece ağladığı zaman duyuyorsunuz. Ben şuan açık kullanıyorum, Allah korusun nefesi kesilir, battaniye boğazına kaçar vs ne olur ne olmaz yani. Her sesi duymak biraz benim uykumu bölüyor ama olsun, içim rahat olsun.





Bu arada anakucağı çok çok işimize yaradı ve yarıyor. Gerek duyupta almamıştım ama geçen ay bizim komşudan denemek için aldım ve o zamandan beri kullanıyorum. Onda yatırmaya başladığımdan beri elim ayağım oldu. Gittiğimiz her yere onuda götürüyoruz. Sadece uyku için değil, üzerinde vakit geçirmesi açısından da iyi. Yoksa sürekli kucakta taşımak gerekiyor ve o da çok yorucu. Bazen yemek yerken yanımıza mutfağa alıyoruz, bazen ütü yaparken yanıma getiriyorum... Şimdi havalar da ısınınca çimlere de götürürüz artık :) Bizdeki FisherPrize-Yağmur Ormanı Anakucağı (resmi aşağıda) Belki daha iyileri de vardır, fakat dediğim gibi biz komşudan aldığımız için araştırma yapmadım. Ama gayette memnunum, rahat, uzun saatler üzerinde uyuyabiliyor, sesli ışıklı oyuncağı da güzel, bir süre oyalamaya yetiyor, güvenli de. Henüz oturmaya tam dönmeye başlamadığı için o zaman nasıl olur bilemiyorum ama şuan için bana yetiyor.



Artık ufak ufak yan dönmelere de başladık. Zaten koltukta vs tek başına hiç bırakamıyordum, dönme eğilimi hep vardı ama artık bu daha da ilerledi, kafayı geriye atıp yan dönme çabaları epey artmış durumda. Bir de kalkıp oturma isteği de epey arttı, buna biz sebep olmuş olabiliriz :) birkaç kez bileklerinden tutup oturtur gibi yaptık ve çocuğun hoşuna gitmiş olacak ki, sürekli kafayı öne itip kendini kaldırmaya, oturmaya çalışıyor. Çoğunlukla da kalkmayı başarıyor fakat eylemini devam ettiremediği için düşüyor geri :) hele de uyutmaya çalışırken, kendisi istemiyorsa habire kalkmaya çalışıyor. Hatta artık ellerinden tutunca direk ayaklarının üzerinde kalkmaya çalışıyor, oturmayı da atladı bizimki :)

O bir şeyleri öğrendikçe zapt etmek giderek zorlaşıyor. Ama yinede bir önceki halini aramıyorum. O büyüdükçe, daha fazla ilgiye gerek duysada, büyüdükçe hayat benim için daha güzel oluyor. Onunla bir şeyler paylaşabilmek, yavaş yavaş aynı dili konuşabilmeye başlamak harika bir şey. İlk başları evet benim için zordu, en zoru da eve kapanıp kalmaktı, ne onunla çıkabiliyordum nede onsuz. Ama artık dışarı gezmelerine de alışmaya başladı. İlk seferi kısa sürmüştü, çabuk sıkılıp ağlamaya başladığı için. Fakat gün geçtikçe dışarıda geçirebildiği vakit uzamaya başladı. Ama yinede hala uyku huysuzluğumuz devam ediyor. Dışarıdayken uyumayı da öğrense rahatlayacağız. Havalar da giderek ısınıyor ve mümkün olduğunca her h.sonu bir yerlere gidiyoruz.

Bu ay ki en önemli -benim için- gelişmelerden birisi de, etrafına olan ilgisinin artması. Özellikle elleri çok ilgisin çekiyor, bazen dakikalarca ellerini inceliyor. Sonra o elleriyle dokunmaya, tutmaya da başladı. Bazen ona yaklaşıyorum ve yüzümü okşuyor, öyle hoşuma gidiyor ki. Hani yazmıştım ya, iletişime geçmek diye, işte buda o anlardan birisi, harika hissettiriyor :)) ellerini kullanmaya başlamasıyla artık eline oyuncakta vermeye başladım. Tabi ki henüz uzun süreli tutamıyor ama birkaç saniyede olsa eliyle objeleri hissetmesi güzel bir gelişme. Oyun halısı almıştık bu ayın başlarında. İlk günler üzerindeki oyuncaklara sadece bakıyordu. Ama ayın sonlarına doğru ara sıra eliyle onlara dokunmaya, hatta tutmaya başladı. Bazen yarım saat oyalanıyor kendi kendine, bende bu arada işlerimi yapıyorum. Ama bazen de çabuk sıkılıyor ve kucağıma gelmek istiyor. Kendi kendine oyalanabilmesi de benim için önemli bir durum. Önceden hiç bırakamıyordum, ya kucağımda olacak yada koltuğa yatırıp onunla oyun oynayacaktım. Uyanık olduğu zamanlar başka hiçbir şey yapmıyordum. Zaten uyurken de uyanmasın diye hep başını bekliyordum. Yani bütün günüm onun başında geçiyordu. Ama artık kısa süreli de olsa bırakıp işlerimi yapabiliyorum. Bu halı da o açıdan işimi görüyor.Biz Tiny Love Güneşli Gün temalı olanını aldık. Daha teferruatlı olanları da var fakat fiyatları yüksek geldi. Çünkü şunun şurasında 2-3 ay ancak kullanılacak şey için o kadar vermek bana gereksiz masraf gibi geldi. Bu halıda da sesli,titreşimli, müzikli oyuncaklar var, işe yarıyorlar. 




Oğlum çok ciddi bir çocuk, her bebek bu aylarda böylemi olur bilmiyorum ama hep ciddi duruyor. Gülümsemeleri önceki ata göre epey arttı ama, onunla konuşunca, mimikler yapınca epey gülüyor, hatta kahkaha atmaya başladı. Bazen oldukça şımarıyor. Ama çoğunlukla ciddi duruyor, kime çekti bilemiyorum :) o kahkaha atınca benim mutluluktan gözlerim doluyor. Nasıl bir duygudur annelik, gerçekten bir gülüşüyle beni benden alıyor. O güldükçe benim içim mutlulukla dolup taşıyor. Kahkahası da bir o kadar tatlı ki, hep kulağımda o kahkaha sesi.

3 ay kontrolüne gittiğimizde gözlerindeki çapak epey ilerlemişti. Doktor masaj yapmamı söyledi yine ve bende tekrar yapmaya başladım, ama düzenli ve sık şekilde. Etkisini hemen gösterdi, ilk hafta 1 gözü geçti, sonra diğeri de geçti. Doktor eğer düzelmezse ameliyat olacağını söyleyince ben o korkuyla her emzirme sırasında masaj yapmaya başladım. Çok şükür artık gözlerimiz tertemiz. Ama tükürüklerimiz de bir o kadar arttı. Artık önlük takıyoruz kıyafetleri ıslanıpta göğsü soğuk almasın diye. Ama önlükte dayanmıyor, günde 3-4 kez önlük değiştiriyoruz, bir yandan da elimde sürekli mendille geziyorum. Dişleri çıksa da rahatlasak. Sanırım kaşınmaya da başlamış olacak ki. Her bulduğu şeyi ağzına atıyor. Kendi ellerini zaten yiyip bitirdi. Bir yandan ellerini emmesine engel oluyorum ama bir yandan da şapur şupur öyle tatlı emiyor ki :) birde aynı anda konuşma merakı da başladı. Eller ağızda sürekli mırıldanıyor. Oğlum çok geveze olacak galiba, bütün gün kendince durmadan konuşuyor. Özellikle sabahları, inanılmaz bir enerji oluyor çocukta. Her sabah onun konuşmasıyla uyanıyoruz, telsizden epey dinliyorum, öyle tatlı konuşuyor ki, yanına gelipte sussun istemiyorum. Ağlayacak gibi olana kadar bekliyorum, sonra geliyorum yanına. Beni görür görmez gözlerinin içi gülüyor resmen, öyle enerjik, öyle keyifli, öyle mutlu uyanıyor ki. Sabahın 5-6 sında kalkıpta onu böyle görmeye gerçekten değiyor.

Dediğim gibi, o büyüdükçe hayat onunla çok daha güzel bir hale geliyor. Anne olmak muhteşem bir duygu, bunu gün geçtikçe, anne olarak başladığım ikinci hayatım düzene oturdukça daha iyi anlıyorum...

3 Ay ve Çalışan Anne Olmak

Evet, 3.5 aylık bebeğimi bırakıp işe gidiyorum artık. Çalışmayı çok istiyordum, birkaç aydır evde olduğumdan çok bunalmıştım gerçekten. Ama işe başlayınca da ayrı zor geldi. Oğlumu sanki yüzüstü bırakıp gitmiş gibi hissettim. Özellikle ilk gün çok zor oldu, sabah ben giderken onun mahsun bakışları içimi parçaladı. Üzerine birde ilk 2-3 gün geç geldim işten ve geldiğimde gece uykusu saatiydi çocuğun. Hiç oynayamadan, vakit geçiremeden emzirip yatırdım hemen. O da çok dokundu tabi. İnsan 24 saati birlikte geçirmeye alışınca ne zormuş böyle uzak kalmak. Bir de bana ihtiyacı olduğunu bilirken çok daha zor. Ofiste her gün süt sağıp getiriyorum buzluğa koyuyorum. Ben yokken annem sağdığım sütleri kaşıkla veriyor. Biberon henüz hiç kullanmadık, olabildiğince de geç kullanmaya çalışacağız.
Ne kadar süt verilse de çocuk yinede anneyi arıyor, memeden emmek istiyor. O yüzden gündüz ben yokken huysuzluk yapıyor, uyumuyormuş. Bunu bilince daha da üzülüyorum ama malesef maddi açıdan çalışmak mecburiyetindeyim. Neyseki çalıştığım yerde rahatım, arada evden çalışabiliyorum, giriş-çıkış saatimi kendim ayarlayabiliyorum... Başka türlü işte, oğlum bu kadar küçükken çok zor olurmuş gerçekten.
Bu arada ben işteyken annem de çocuğa meyve suyu vermeye başladı. Doktor daha henüz başlayın dememişti ama kayınvalidem alışsın diye hergün bir kere veriyor. Şimdiye kadar mandalina, armut, elma ve havuç suyu denedik, hepsini de keyifle içti. Ama benim içimde hala şüphe var, 4 ay kontrolünde doktora soracağım. Benim düşüncem 5. Ayda ufak ufak, bir çay kaşığı denetmekti ama kayınvalidem her gün yaklaşık 2 yemek kaşığı veriyor. Doktorlar hep 6 ay sadece anne sütü dedikleri için benimde içim rahat değil.
Sütü dışardan, kaşıkla verdiğimizde yeterince doyuyor mu emin olamıyorum. Umarım zayıf düşmez bebişim. Çalışan anne olmak zormuş,helede emziriyorken. İmkanı olan, kreşe kadar çocuğuna kendi bakmalı bence. Hem çocuğun gelişimi için, hemde annenin iç huzuru için...

28 Mart 2015 Cumartesi

Annelik 2. Ay-Çok ağlayan kucakçı bir bebeğim var



Evet aynen öyle bir 2. Ay geçirdik ve geçiriyoruz. Başlarda sadece akşamları ağlayan bebeğim, artık sabah akşam dinlemiyor, sürekli mızmız sürekli memnuniyetsiz sürekli ağlamaklı. Nedenini bilememekte çok rahatsız edici. Aslında bir sebebi olduğundan bile şüpheliyim. Karnı tok, altı temiz, gazı da çıkartmış bir bebek niye sürekli ağlar? Oyun oynuyoruz, sohbet ediyoruz, kucakta gezdiriyoruz, ama hepsi kısa süreli oyalıyor, sonra başlıyor ağlamaya. Öyle bir ağlamak ki, sanki kolunu kesmişiz gibi. Ve ben buna anlam veremiyorum. Ne istiyor bilsem yapacağım, yeterki ağlamasın bu kadar. Aslında çok soğukkanlı bir yapım var, öyle etkilenmem kolay kolay. Yani ağladığı zaman paniklemiyorum, eyvahlar içinde üzülmüyorumda, anne olarak o konuda pek duygusal değilim yani. Çünkü biliyorum ki bebeklerin ağlaması normal, bazıları benimki gibi huysuz olabiliyorlar. Ben huysuz bir karaktere sahip olma sebebini merak ediyorum asıl. Benden mi kaynaklı? Çevresel faktörler mi? Yoksa yok mu bir sebep belkide...

İşte böyle zor günler geçiriyoruz. Ve tabi uyumaması da cabası. Bazen 5-6 saatlere kadar uyumadan duruyor. Uyumadığında da uslu uslu dursa, yok ağlıyor sürekli. Her uyutmamız zaten ağlayarak oluyor. Koyduğun gibi uyuyan bebek gerçekten varmı merak ediyorum :( Biz kucakta pışpışlayıp -ki o sırada çığlık çığlığa ağlıyor bir yandan- mayıştıktan veya daldıktan sonra da beşiğine koyup birazda orda sallayarak uyutuyoruz. Çoğu zaman yatağa koyduğumuz gibi uyanıyor, sürekli başında durup her uyandığında pışpışlamak gerekiyor. Beşikten aslında çok memnunuz, onsuz ne yapardık bilmiyorum. Ama belkide beşik hiç almasa mıydık diyorum. Böylece mecburen yatağında yatmaya alışırdı. Alışır mıydı? Geceleri de artık beşikte yatırmaya başladık ve yatağından iyice kopmasından, alışamamasından korkuyorum, o yüzden beşiğe çok bağımlı olsun istemiyorum. Ayy valla nelerle uğraşıyoruz işte :)) neyse ki gece uykuları iyi, akşam kaçta yatarsa yatsın, gece 2 de emzirmek için kalkıyor. O da gözler kapalı sadece kıpırdanıyor ve ben hemen alıp emziriyorum. Sonra hemen yatağına geri koyuyorum. Bir de 4-5 civarı kalkıyor emziriyorum. Ama sonrasında kesintisiz uyumuyor, arada kıpırdanıyor, gözleri açıyor, biraz uyuyor derken 6-6.5 gibi iyice kalkıyor, tabi bende. Bazen o saatlerde öyle uykum oluyor ki, azıcık uyusada bende uyusam diye uğraşıyorum ama yok, o saatlerde uyutmak çok zor. 

Bizimki bu arada evet çok ağlak oldu ama çokta gülücük saçmaya başladı. Yüzümüze bakıp öyle tatlı gülümsüyor ki, insan tüm o huysuzluğunu unutuveriyor o an. Artık epey tanıyor, tepki veriyor, bakıyor... Sürekli konuşmak gerekiyor, konuşurken öyle dikkatli dinliyor ki. Bebeklerle konuşmak çok önemli,hem ilgimize ihtiyacı olduğundan, hemde onlar bizi taklit ederek öğreniyor her şeyi. Biz ne kadar çok konuşursak onlarla, o kadar çabuk konuşmayı öğrenir. Bende hiç konuşmayı sevmeyen biriyimdir ama olabildiğince konuşmaya çalışıyorum oğlumla. Zaten ben konuşurken onun yüzündeki gülücükleri görmek için her şeyi yapabilirim :)) 

Yaklaşık birinci ayından beridir salya akıtmaya başladı. Diş için çok erken ama doktorun dediğine göre dişle alakalıymış, bakalım ne zaman çıkacak. Bu gidişle dişlerimiz erken çıkacak gibi geliyor. Sürekli elimizde mendil gezdiriyoruz. Bir yandan salya akıtıyoruz, bir yandan gözlerden yaşlar akıyor sürekli... Pasaklı benim oğlum :) Gözyaşı kanalları tıkalı olduğundan, yaşlar buruna akamıyor ve gözlerinde hep akıntı ve çapaklanma oluyor. Bazen gözünü neredeyse açamayacak kadar çapak oluyor. Kanalların açılması için göz diplerine masaj yapmak gerekiyor. Bende en rahat emzirirken masaj yapıyorum arada bir. Bakalım çabuk açılır umarım da, temiz olsun oğlumun gözleri.

Oğlum bayağı hızlı şekilde büyüyor. 2. Ay kontrolümüzde 5200 gr geldi, son ay 1.5 kilo almış, gayet iyi gidiyor doktorumuzun dediğine göre. Bana biraz fazla kilo alıyormuş gibi geliyor ama öylede olsa yapabileceğim bir şey yok ki. Sütüm epey yarıyor sanırım, henüz anne sütü dışında bir şey vermiyorum, gerek görülmedi. 

Dertler tabiki bitmiyor ama insan alışıyor. Alıştıkça gözümde o kadar da büyümüyor bebek bakmak. Ağlaması olmasa çok rahat olacak hatta. Ama ağladığında sakinleştirecek biri gerekiyor işte. Çünkü bende sakinleşmiyor, sanırım bana naz yapıyor, çünkü en çok bende ağlıyor ve yabancıya bile gitse susuyor hemen. O yüzden yalnız bakmaya başlayamadım henüz. Çoğunlukla kayın validemde kalıyoruz yada o geliyor. Ama yalnız baş etmeyi de öğrenmem gerekiyor tabiki.

2 ayımız evde geçti. Dışarı çıkartmayı çok istiyorum ama çok ağladığı için acaba dışarda zor olurmu diye göze alamıyorum. Tabi birde çevreden hep ' aman hava soğuk çıkarmayın, hasta olur' baskısı var. Oysaki bebeğin sıksık oksijen alması, sosyalleşmesi önemli bence. Ben işin soğuk kısmına katılmıyorum hiç. Ama ağlaması, uyku düzensizliği beni bağlıyor işte. 3 aylık olunca artık biraz düzelir herhalde. Onun çıkamaması benide eve bağlıyor tabiki, 2 aydır ev-hastane dışında bir yere gitmedim ve bende çok bunaldım artık. Enerjim epey düştü, oğluma da yansır diye korkuyorum, nede olsa annenin her şeyini hissedebiliyorlarmış.

Bakalım, günler çabuk geçiyor. Ne kadar yoruluyorum desemde zaman hızla akıp gidiyor. Bahar geldi ve artık bizim ufaklıkta toparlanıyor gitgide, gezmelere başladık mı huzurumuz daha yerinde olacak. 

5 Mart 2015 Perşembe

Güle güle 'gamzelianne'

Azönce beni yerlebir eden bir yazı okudum. Kanserle mücadelesine yenilen bir annenin oğluna yazdığı mektuptu okuduğum. Öyle dağıttı ki beni, helede anne olmanın etkisiyle öyle büyüdü ki o yumruk içimde. Anneliğimle beraber bana öyle yoğun duygular eklendi ki, en büyüğüde merhamet duygusu. Hele de işin içinde bir evlat varsa, işte ona hiçmi hiç dayanamıyorum.
Buzamana kadar hep sevdiklerim için dua ettim, 'allah'ımbeni onsuz bırakma, bana onun acısını yaşatma' diye. Şimdiyse 'Allahım beni koru, oğlumu bensiz, beni de onsuz bırakma' diye dua ediyorum. Çünkü onun bana ihtiyacı var, dahası, bana muhtaç o şuanda. Bensiz tabiki yaşar, çok şükür ona bakılacağından şüphem yok ama onun şuan annesine ihtiyacı var. Ne kadar iyi bakılsada benim yerimi dolduramaz kimse. O yüzden artık ona ne kadar dikkat ediyorsam kendime de dikkat etmek zorundayım.
Okuduğum mektup bu hislerimi dahada güçlendirdi. Oğluma her baktığımda gözlerim doluyor, acıyorum onun o muhtaç haline. Düşünsene, uyumak için bile birinin yardımına ihtiyacı var, daha ne olsun. O bensiz ne yapar!! 
Annelik öyle farklı bir duyguymuş ki, yaşayana kadar anlayamaz kimse. Hamileyken bile bu kadarını hissetmiyordum, ama şimdi oğlumun yüzüne baktıkça öyle yoğun duygular hissediyorumki. Bir de böyle kötü haberler duydukça, oğluma olan hislerim daha da kuvvetleniyor. Allah kimseye yaşatmasın böyle şeyleri diyorum ama malesef hayatın gerçekleri bunlar. 

8 Şubat 2015 Pazar

Anneliğin ilk 1 ayı



Evet, gerçekten insan hiçbir şeye vakit ayıramaz oluyormuş ilk aylarda. Yani bu kadar da hayatımın tek 'şeyden' ibaret olacağını beklemiyordum.
Zor bir 1 ay geçirdim, hem psikolojik hemde fiziksel açıdan sıfıra yaklaşmıştım. Neden mi, nedenleri sırayla anlatacağım.
Öncelikle en büyük sorunumuz tabiki uyku oldu. Ne zaman uyuduğu belli olmuyordu. Uyutmak da bir o kadar zor, ama onu uykuda tutmak daha da zordu (hala da zor). Tam uyuyor diyorum yatağına koyuyorum, hoop sanki hiç uyumamış gibi gözler kocaman açılıyor. Sürekli savaş veriyoruz uyusun diye. Bir yandan da beslenme düzensizliğimiz de eklenince, 24 saat bana yapışık bir bebek düşünün. İlk hafta yükselen sarılık değeri sebebiyle oğlum iki ayrı geceyi fototerapide geçirdi. Sarılığın düşmesi için de sık sık emzirmem gerektiğinden, tüm günü memede geçirdik. Benim zaten yerlerde gezen psikolojim, tüm bu yorgunlukla birleşince düşünün halimi. Ama yinede Allah güç veriyor işte, o minik, tatlı yüzüne bakınca insana bir enerji geliyor. Öyle gel gitlerle geçirdik haftaları bir şekilde. Sürekli gün saydım, hani 40 ı çıkınca biraz düzene girer deniyor ya (güya) bende o umutla sürekli gün saydım. (Hala da sayıyorum, bu sefer de 3 ay dolsun diye sayıyorum. O zaman biraz daha düzene giriyormuş deniyor, göreceğiz.)
Bu süreçte kayın validemin çok yardımı dokundu. Başta, zaten altüst olmuş düzenim içinde birde evde kalabalık yaşamak, ev düzenime bir başkasının el atması, ben hiçbir işe yetişemez durumdayken başkasının benim evimin işlerini yapıyor olması çok rahatsız etmişti. Sürekli, evde oğlum ve kocamla yalnız kalma isteğimi eşime söyleyip duruyordum. Ama yalnız kalıpta işin içinden çıkmanın ne kadar zor olduğunu görünce 'aman gitmesinler hep burda kalsınlar' diye düşünür oldum. İlk yalnız başıma olduğum gün gayet güzel geçti, beklediğim gibi zor olmadı. O gün kendimce bir programa başladım. Artık 3 saatlik periyotlar halinde emzirip, ardından birsüre oyalayıp sonrasında uyutacaktım. İlk gün bunu başardım. İkinci gün o yüzden daha az gergin başladım güne. Ama kendi kendime nazar değdirmişim, o gün dayanılmaz oldu. Bizimkinin gaz sancısı tuttu (oyüzden olduğunu sanıyorum) öğlen 2 den akşam 9a kadar neredeyse aralıksız ağladı. O kadar gerildim ki, emzirdim, altını değiştirdim, karnına masaj yaptım, eğlendirmeye çalıştım, hiçbirisi kar etmedi. Benim gerginliğim arttıkça o daha da huzursuzlaştı tabi, hissediyor yavrucak. Eşim gelince ona devrettim, bir süre sonra sakinleşti neyseki. O gün dedim ki yok arkadaş, henüz yalnız kalamayacağım ben, ertesi günü kendi annemi çağırdım. O da ameliyatlı olduğu için ayakta duramıyor ama en azından bana manevi desteği bile yeter dedim, iyi de demişim. Gerçekten ilk 1-2 ay birilerinin desteği önemliymiş, buna kesin olarak inandım. Elbet yalnız olacağımız günler de gelecek, biraz sabır :)
Oğlum kilo olarak baya hızlı gidiyor. Mama takviyesi gerekmedi hiç. Haftada 200-250 gr alması normalken, benimki 400 gr aldı, tosuncuk olma yolunda ilerliyor :) oysaki aşırı da emzirmiyorum. ;15 er dk emzirme süresinden bahsediliyor ama benimki ikisi birden toplasan 15 dk sürmüyor emmesi. Ya çok hızlı emiyor yada emdiği kadarı bile epey vitaminli :) 
İlk başlarda boş bakan gözleri artık ayı dolmasına yakın daha dikkatli bakar oldu, sanki kim olduğumu anlıyor gibi. En çok istediğim şey gülümsemesi. Bazen öyle tatlı gülümsüyor ki, ama istem dışı. Bilerek, bana bakarak, mutlu olduğu için gülümseyeceği günleri iple çekiyorum. O tatlı gülüşü, dudağının yanındaki gamzesini mutluluktan çıkardığını görmek istiyorum.
Gaz sıkıntısından bahsetmiştim ya, o günden sonra 'sab simplex' diye bir ilaca başladım. O çok ağladığı 2 gün oğlum gaz neredeyse hiç çıkarmadı diyebilirim. Ama ben yinede sürekli masaj yaparak, bisiklet hareketi yaptırarak onu rahatlatmaya çalıştım. Sonraki günler o şekilde ağlaması olmadı tekrar, zaten gazını da çıkarmaya başladı. Bilmiyorum, ilacın etkisi mi yoksa zaten düzelecek miydi. Artık sık sık, neredeyse her emzirme sonrası masaj ve bacak hareketleri yaptırıyorum oğluma, her seferinde de epey gaz çıkartıyor, yine de bitmiyor tabi :) 
Uykusunda sürekli hareket halinde, elleri kolları hiç durmuyor. O yüzden hafif, yarı kundak yapıyoruz hep. Kollarını battaniyesiyle sarıyorum ki her hareketinde yüzüne çarpıp kendisini uyandırmasın. Ama çokta sıkı yapmıyorum ki kemikleri yamulmasın, birde derin uykuya geçince nasıl başarıyorsa eller çıkıyor dışarı ve 'teslim ol' şeklinde yukarı kalkmış oluyor :) o haline bayılıyorum, zaten uyurken öyle masum ki, hele de derin uykudayken. İlk başlarda sık emzirmek için onu sık sık uyandırmak zorunda kalıyordum, öyle zor geliyordu ki, kıyamıyordum. Zaten zar zor uyuyor, bir de uyandırmak zorunda olmaya dayanamıyordum. Ama yapmak zorundaydım, sarılığı bu sayede atlattı, ki uzun bile sürdü. Normalde ilk 15 günmüş risk, sonrasında ortadan kalkıyormuş. Ama bizimki birkaç gün daha sürdü, çünkü ilk yükseldiğindeki değer epey yüksekti, 22.4 idi. Bu sarılığın en büyük sebeplerinden biri kan uyuşmazlığıymış. Anne 0 grubu olupta bebek başka kan grubundan olduğu zaman yüksek olasılıkmış, aynen bizdeki gibi. Ama bir çok bebekte olan bir durum olduğu için canımı sıkmadım. Tabiki 2 gece oğlumdan ayrı kalmak zordu ama Allah daha uzunlarını göstermesin.
İnsanoğlu büyük konuşmamalı, doğumdan önce şunu yapmam,  bunu böyle yaparım dediğim hiçbir şey olmadı. Mesela emzik kullanmam dedim, hatta son güne kadar almayı bile düşünmemiştim. Yine de ne olur olmaz deyip sepete atmıştım bir tane. İşte o bizim kurtarıcımız oldu. Uyutmanın başka yolunu bulamadık, emzikle uyutuyoruz. Ama bizimki hiç istemiyor ağzına almak. Biz zorla ağzına ittirdikçe o diliyle atmaya çalışıyor. Tabi sonunda biz galip geliyoruz :) nasıl bir etkisi varsa, emzik ağzına girince gözleri kapanmaya başlıyor, tabi bundan daha fazla ne mutlu eder beni:) Ama ona zorla vermeye çalışıyor olmak içimi burkuyor, yüzü buruştukça üzülüyorum. Bizimki zaten silikon olmasından ötürü mü bilmiyorum hiçbir şeyi kabul etmiyor. Sarılık zamanı süt sağıp silikon kaşıkla onu veriyorduk, hala da vermeye çalışıyoruz, başlarda kadehten olsun kaşıktan olsun gayet saldırarak içiyordu. Ama bir anda istemez oldu. Öyle ki sanki canını yakıyormuşuz gibi çığlık çığlığa. Aynı gün göğsüme emzirirken taktığım silikon başlığı da istememeye başladı, bıraktım bende onu. Emziği dersen zaten hiç bir zaman istemedi, zorla tıkıyoruz hep ağzına. Bir anda ne oldu da böyle aşırı tepki verir oldu bilmiyorum. Tabi bunlara alışmaması açısından iyi birşey.
Yapmam dediğim bir diğer şey de, sallamaya alıştırmam diyordum. Hatta almış olduğumuz beşiğin sallanma özelliğini hiç kullanmam diyordum ama şuan onun sallanmadığını düşünemiyorum. O kadar büyük bir rahatlık oldu ki, iyi kide almışız diyorum. İlk haftalarda gündüz beşikte gece park yatağında yatırıyordum fakat artık geceleri de beşikte yatırıyorum. Çünkü onu uyutmak için bir saat başında durmak gerekiyor ve park yatakta bunu yapmak çok zor, geceleri üzerine eğilmekten belim ağrıyordu ve yatamıyordum da. Oyüzden beşikte yatırıyorum ve gece boyunca hem yattığım yerden yüzünü görebiliyorum hemde derin uykuya geçene kadar pışpışlayıp sallayabiliyorum.
Kucağa alışması en çekindiğim şeylerden biri. Ama almamak da elde değil, yavrum orda ağlarken yüzüstü bırakamam ki, başka türlü sakinleşmiyor. Ama artık giderek ağırlaşıyor ve uyanık olduğu her süreyi kucağımda geçirmek çok yoruyor beni. Oturmaya başlasa onu oyalamak biraz daha rahat olur sanıyorum.
Öyle böyle 40 ını doldurdu bizim ufaklık. Mevlüdünü kayınvalidemlerde yaptığımız için 40 uçurması denilen şeyide yapmış olduk. Oğlum ilk gezmesine de çıktı, hasta ilk yatılı misafirliğini de yaptı :) benim de loğusalık bitti, artık daha az bunalımlıyım. En azından daha az kafaya takıyorum gereksiz şeyleri. He ama hassasiyetim, duygusallığım devam ediyor ve anne olduğum sürece de bundan kaçış yok. 


26 Ocak 2015 Pazartesi

Doğum Öncesi Hazırlıklar (Hastane hazırlıkları)

Bu konuyla ilgili aslında doğumdan önce yazmak istemiştim ama yoğun bir program içinde olduğumdan fırsat bulamamıştım bir türlü. Aslında iyi ki de sonraya kalmış, çünkü gerçekten neyin gerekli neyin gereksiz olduğunu ancak yaşayınca görüyor insan.

Doğumdan 2-3 hafta öncesinde doğum çantamı hazırladım. Onunla ilgili internette epey araştırma yapmam gerekti, çünkü hastanede nelere ihtiyacım olacağı konusunda biraz kararsızdım. Ve fazla eşyaya karşı olan yapım dolayısıyla da mümkün olduğunca az ve öz, en zorunlu ihtiyaçların ne olduğunu bilmem gerekiyordu. Zaten genel olarak 'doğum çantası ihtiyaç listesi' bir iki farklılık dışında hep aynı. Öyle olunca da herkes gerekli diyorsa at çantaya diyerek hazırlığımı yaptım. Ama teoride gerekli olacak denen şeylerin birçoğuna hiç el sürmeden de geri getirdim. Çünkü hastane zaten bebekle ilgili herşeyi bize sağlıyormuş (tabiki herşeyi faturaya ekliyorlar, niye sağlamasınlar =)

Doğum çantasında olması gerekenler ve benim de gerekli diye düşünüp hazırladıklarım şu şekildeydi;

-2 adet tulum
-1 adet alt-üst bebek takımı
-2 adet body
-2 çift eldiven
-2 adet şapka
-Bebek bezi
-Islak mendil
-Bez mendil
-2 çift bebek çorabı
-Bebek şampuanı
-Bebek losyonu
-Bebek havlusu
-2 adet battaniye
-Kendim için 1 adet gecelik (önü düğmeli)
-Kendim için önden düğmeli 1 adet pijama takımı
-Sabahlık
-Kendim için iç çamaşırı
-2 adet emzirme sütyeni
-Lohusa kilotu
-Ped
-Makyaj malzemesi
-Banyo ve el havlusu
-Meme ucu kremi
-Hastane çıkış kıyafeti
-Göğüs pedi

İşte böyle bir çantamız vardı. Fakat bunların ne kadarını kullandın derseniz %90 ına hiç dokunmadım diyebilirim. Bir kere dediğim gibi, hastane bebekle ilgili herşeyi kendisi sağlıyordu zaten, Çorabına kadar hiç bir şeyi kendi götürdüklerimizden kullanmadık. Hatta hastaneden çıkarken bile kullanmadık çünkü zaten o halini yine bizden başka kimse görmeyecekti. Çocuğu boşuna soyupta ağlatmak istemedik =) Oysaki onu fener bahçe tulumuyla çıkarmak gibi bir düşüncemiz vardı =)

Kendimle ilgili götürdüklerimdense bir kısmını yine boşuna götürmüş oldum. Örneğin makyaj malzemesi =) Çünkü doğum sonrası gerçekten makyaj yapacak halde değildim, nasıl göründüğüm umurumda değildi. Zaten sancısız, tersiz bir doğum geçirdiğim için çokta kötü durumda görünmüyordum. Ama dediğim gibi, kötü görünüyor olsaydım da makyajı umursamazdım o esnada.

Pijama mı gecelik mi konusunda tereddüte düşmüş ve ikisini de yanıma almıştım. Ama sezaryen sonrası kesinlikle gecelikmiş. Hem alttan kanama olduğu için, sürekli doktor gelip kanamayı kontrol ediyor, hem sonda takılıyken pijama çok rahat olmazdı, hem de ameliyat yerine pijama lastiği denk gelmemesi gerektiği için gecelik kesinlikle şartmış. Az kalsın gecelik götürmeyi düşünmüyordum. Gecelik kullanınca doğal olarak sabahlık ta iş yaptı, koridorda gezinirken lazım oluyor.
Loğusa külotlarını hastanede kullandırtmadılar, normal külot giymemi söylediler ama ben hastaneden çıkarken giydim. İyiki de giymişim, normal külotlar ameliyat yerine denk geldiği için rahatsız ediyordu, fakat loğusa külotları biraz daha bol olduğu için daha rahattı. Zaten bir de kanamadan ötürü bebek bezi gibi kocaman bir bez bağlıyorlar altına, o yüzden loğusa külotları da işime yaradı epey bir süre.
Emzirme sutyenini hastanede kaldığım sürede giydirtmediler. Neden giyme dediler bilmiyorum ama keşke dinlemeseymişim. İlk günler göğüs uçlarım zaten çok sızlıyordu, birde geceliğin kumaşı uçlarına değdikçe dayanılmaz oluyordu. Oysaki sutyen takmaya başlayınca rahatladım, sürtünen bir şey olmayınca daha az acıyor ve hatta acısı geçti bile.
Götürdüğüm meme ucu kremini de kullanmadım. Doktor bana başka bir krem verdi, 'garmastan'  marka. Önceki kullandığım lansinoh markaydı, fenada değildi fakat sürümü pek hoşuma gitmemişti. Bu krem daha iyi geldi, epey rahatlattı beni. Ama hastaneden gelince pek kullandığımı söyleyemeyeceğim. Çünkü göğüs uçlarım acıyor diye hastanede doktorum bana silikon vermişti, onu kullanmaya başlayınca acısı da epey azaldı. Bir de, anne sütü kremden daha iyiymiş. Her emzirme sonrası sütünüzden biraz ucuna sürün deniyor. Ben de o yüzden ekstra kreme gerek duymadım. Zaten ne olur ne olmaz bebeğe zararı yok dense de belki olabilir, kim bilir. Çatlak, yara vs olmadığı sürece kullanmam herhalde.



Çantamız dışında, görmeye geleceklere yönelik birtakım ufak hazırlıklarımız da oldu. Gerçi çok uğraşamadım yoğunluktan zaman ayırıpta fakat elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalıştım.

Bebek şekerleri için kokulu taş yapan bir bayandan sipariş vermiştim. Fakat doğuma 2 gün kala düşündüm ki o taşlar yetmezse ne olacak, yedekte bir şeylerim daha olmadı dedim ve kendi ellerimle minik yıldızcıklar yaptım.
Bunlar baykuşçuk taşlarımız =)


Bunlar da benim son dakika yapmış olduğum yıldızcıklarım. Gönül isterdi ki daha da güzellerini yapayım ama vakit ancak bu kadarına yetti ne yapalım. Hamileliğin son zamanlarına iş bırakmamak gerekiyormuş gerçekten.

Bu da yine benim hazırlamış olduğum sepet. Yine son dakikaya kalınmış bir çalışma ama fena da olmadı sanki=) 



Kokulu taşlar yetmeyecek diye yaptığım yıldızlar, taşlardan önce tükendi =) Sanırım el emeğim olunca herkesin daha çok hoşuna gitmiş olacak ki öncelikli onları tercih ettiler, bende mutlu oldum tabiki =))

Oda süslemesi için hastanenin doğum paketini almıştık, oradan geldiler süslediler. Çok basit bir süsleme oldu ama onu da son güne bıraktığımız için daha iyisi için fırsatımız olmadı.

Gelenlere ilk sözlerini yazdırmak için defter ve kalem de koyduk, hastaneye gelen herkese yazdırdık. Hastanenin de öyle bir ikramı varmış aslında ama bilmediğimiz için biz kendi defterimizi hazırladık. Eşimin iş arkadaşı fuardan bizim için defter almıştı, bende son akşam kalem ayarladım ona ve gelenlere uzattık. Henüz yazılanları okumadım ama =)


Ayrıca ben de bebeğim için doğumdan önce günlük tutmaya başladım. Henüz düzenli yazamıyorum, oğlumdan vaki bulamadığım için fakat yakında onuda düzene sokacağım inşallah.